31 Mayıs 2011 Salı

Biliyorsun, ben iyi değilim.

Hayatımın büyük bir kısmını yolda geçirdim. Nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilmeden ama hep birini arayarak ya da bir şey bekleyerek yaptım bunu. Belki hala sahip çıkabileceğim bir sonuç yok elimde ama bunu sürdürüyorum. Bir yere varmaktan çok gitmeyi seviyorum ama elinde haritasıyla dolaşan şaşkın bir turist gibi değil, daha çok bir gezgin gibi. Hepimiz dünyada turisti oynuyoruz ama bilmiyoruz. Bilemeyiz. Herkes bir şey gizliyor; belki zaten cehennemdeyiz. Güzel bir dünyada edindiğimiz bütün kötü tecrübeler yüzünden buraya sürgün edilmiş garip insanlar olamaz mıyız hepimiz? Arayış hiçbir zaman bitmeyecektir.

Yıllarca lisenin bitmesini bekledim. Her gün sabahın köründe uyanarak ve mutlaka küfrederek gittiğim lise hayatım, beş yıllık bir alışkanlığın sonucunda iğrenç sıcaklıktaki bir yaz günü bitti. Bana, “Okul bitti artık daha fazla gelmene gerek yok” dedikleri sabah eve gittim ve bir gün boyunca uyudum. Ertesi günün ortasında gene o iğrenç ışıkta ve sıcakta uyandığımda ise ne yapacağımı bilemedim. Bütün gün düşündüm ve üniversite için kâğıt doldurmaya başladım.

Birileri hayatınızdan nefret ettiğiniz şeyleri de alacak olursa, iyiden iyiye delirmeniz büyük bir olasılıktır. Yapmaktan büyük keyif duyduğumuz işler kadar nefret ettiğimiz insan ve eylemler de hayatımızın büyük bir parçası halindeler ve bu taraflardan biri eksildiğinde garip bir şekilde anlamı kaybetmeye başlıyoruz ve ben gerçekleşmesini en çok istediğim şeyler bile başıma geldiğinde bununla ne yapabileceğimi kestiremeyecek kadar başarısızım yaşamak konusunda.

İnsanın varoluşsal bir bunalıma düşmemesi için bazı sorumluluklar alması şarttır. Yaptığı ve yapabileceği hiçbir iş olmasa da bir çocuk sahibi olmak mesela ya da birinin karısı ya da kocası olmak hatta sigaraya başlamak ya da sigarayı bırakmak bile olabilir bu ama mutlaka bir şeyler yapmalıdır. Kendini illaki bir grup içinde görmek ister. Bir takım tutar ya da bir siyasi partiyi destekler gibi yapar bunu.

Benim bu gerçeği yakalayabilmem için yıllarca hiçbir şey yapmadan yaşamam gerekmişti. Hiçbir amacım, gidecek bir yerim ve ilgi duyduğum bir şey yoktu. İnsanları bir yandan şaşkınlıkla izlerken, aralarından bilmeden geçip duruyordum. Sonraları neler yaptıklarını, neden yaptıklarını anladım. Bir amaç yaratmak uğruna koşturan insanları ilk defa ben, hiçbir şeyle ilgilenmezken anladım. Benim için mesela yazmak, birini sevmek gibi hayatımı anlamlı kılan bir eylem. Her şeye rağmen.

Peki, insanı kendinden kim koruyacak?

Aylar önce kendimi bir otel odasına kilitlediğimde gördüğüm o berbat rüyayı düşünüyordum. Bazı aileler çocuk yerine farkında olmadan katil yetiştirir. Ben bugüne kadar kimseyi öldürmedim. Ama bazı yakın arkadaşlarım yaptı ve artık özgür değiller birisini daha öldürecek kadar. Yasalar olmasaydı ruhları ondan önce tıkardı katilleri içeri. Gerçekten garip arkadaşlarım oldu hep. Tanıdığım normal bir insan olup olmadığından emin değilim.

Bir çoğunun geçmişi acı içinde geçtiği için şimdi saldırganlaşmışlardı. İnsan bunu kendinde bir hak olarak görür bazen. Arkadaşlarınızı seçebilirsiniz ama özellikle biz daha küçükken geçmiş, çoğu zaman bizim elimizde değildir. Çocuklar anne ve babalarının devamı niteliğindedir, bu yüzden bir çocuğa ne verirseniz geleceğinden onu alırsınız. Küçükken daha büyüktür babalarımız ve dünya fakat büyüdükçe anlar insan; aslında sahip olduğu sadece kendisidir. Kendisi olmalıdır.

Onların aileleriyle konuştum: Perişan haldelerdi pek konuşamadım. “Hayat” diyorlardı, “planlanamazdı.” Korkarım ki benim insan öldürmeyi yasallaştıracak fikirlere ihtiyacım var, kendime bu konuda bazen güvenemiyorum. Bazıları derhal ölmeyi hak ediyor. Bir gün insan öldürmeyi yazmaktan daha iyi yaptığımı görürsem ya da bu beni yazmaktan daha rahatlatacak olursa -ki hiçbir şeyin yazmanın yerini tutacağını düşünmüyorum, artık bir yazar değil seri katil olurum. Hayranı olduğum birçok sanatçının surat ve kalplerinde bu hissi hiç görmedim mi sanıyorsunuz? Bazen daha kötü şeyler yapmamak için sarılırsınız işinize. Belki de en çok bu yüzden büyük bir sanatçıdan mütevazı olmasını beklemenin onun sanatına terbiyesizlik olacağını düşünüyorum.

İnsanı Tanrı’ya en çok yaklaştırabilecek iki şey vardır: Onun kadar iyi olmak ya da onun kadar kötü olmak. Kimsenin hayatına anlam katamıyorsak direkt hayatlarını alarak babalarımıza yakınlaşabiliriz. Belki de tek yapamadığım daha önce ölmüş ya da öldürmüş olan biri hakkında da gerçek ve tamamen ona ait kötü özellikleri yazabilmek. Ölüm konusunda ben de herkes kadar romantizm içine düşüyorum...

Ben olmadan da dünyanın dönüp devam edeceği ihtimali beni mahvediyor ve birilerinin bu büyük gerçeği benden önce öğrenmesi onları gözümde tanrılaştırmaya yetiyor. Bu yüzden onları hep iyi ve önemli anımsıyorum. Ölen de öldüren de gözümde canlanıyor, bunu yapmadan önce hiç olmadığı kadar. Belki de bunu zaman zaman çok arzulamama rağmen hiçbir zaman kendimi ya da bir başkasını öldüremediğim için. Siz geleceği nasıl vaad edersiniz?

Bazen bir annenin doğurduktan ya da Tanrı’nın yarattıktan sonra pişman olduğu, emin olamadığı çocukları olabilir, herkes yanılabilir. Bu yaratıcı özelliklere sahip yaratıkların hakkımda kötü bir karar vermiş olma olasılıkları beni delirtiyor. Sonra kendime aslında iyi birisi olduğumdan, yaptığım bütün hataları başka birçok insanla paylaştığımdan bahsediyorum. Ama ikna olmuyorum. İflah da olmayacağım. Geri getirilemez hatalar yapmayı seviyorum, ben bu şekilde doğmuşum. Bir şeyleri yıkmayı, patlatmayı, yakmayı ya da öldürmeyi, problem çıkartmayı, kaosu çekici buluyorum. Aşırı bir insanım ben. Suç işlemeye çok meyilliyim ve ben olsaydım beni büyük bir zindana kapatır ona yemek ve su vermezdim.

Kötü sayılabilecek bir hayat yaşadım ama hiçbir zaman Tanrı için dua etmeyeceğim. Güzel bir çocuk yapacağım ve öldüğümde kalbimi, böbreğimi falan bağışlayacağım. En azından bir gün gerçekten ölerek belki de ilk defa güzel bir şey yapmış olacağım. Dua etmek mesela sahip olduklarımı bana vermezdi, benim en azından sonuç veren eylemlerim var. Bana yıllarca yanlış yolda olduğumu söyleyip durdunuz ama bilmelisiniz ki sizin gibi mutlu olsaydım utanç içinde olurdum. Kötü bir hayata da sahip olsam, en azından ona istediği gibi yön verenin sadece benim olduğumu bilmek istiyorum. Ne olacak sanki içimizden geldiği gibi yaşasak, muhtemelen sahip olduğumuz tek yaşamı? Biliyorum, her zaman benim iyiliğimi istiyorsunuz ama ya bana iyi gelen şey buysa? Beni rahat bırakın…

5 yorum:

Adsız dedi ki...

İlk paragrafı Elif Şafak vari olmuş...

Deborah dedi ki...

Takipçisi çok olup yazılarına az yorum yapılan yazarlar, genel de uzun yazılar yazan ve çoğunlukla yazdığına yapılacak çok bi yorum olmayan kişilerdir. Yorum yapılamaması söylenecek şey olmadığından değil, ne söyleneceğin ya da nasıl söyleneceğinin bilinmemesindendir. Okursun, beğenirsin, kendini anlatan yerleri bulur altını çizerek tekrar okursun. Ama söyleyeceklerini toparlayamazsın. Sanki bunu görüyorum.

Gökhan dedi ki...

şu yazıya ne kadar söylenebilecek şeyler var insanların bilmiyorum..Sadece susturmuşşsunuz yazınızla..tebrikler

çirkin erkek dedi ki...

KATİL GİBİ YETİŞTİRİLDİK..HAYATIMIZA SINIRSIZ MÜDAHALELERİYLE

hemera dedi ki...

Sana iyi gelen bir şey bir başkasına zarar veriyorsa bu iyi bir şey olur mu?