19 Ocak 2012 Perşembe

Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm / Aytuğ Akdoğan

İkinci kitabım (yarı-otobiyografik roman) “Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm” çıktı.

Remzi, Mephisto, Dost, Alkım gibi büyük kitabevlerinden ve tüm D&R mağazalarından temini mümkün.

Tanıtım Bülteninden:

Bu bir reddediş kitabı: Parayı, maddeyi, ahlakı, askeri, hayatı hatta bizzat ölümü; her şeyi karşısına alan bir kitap: Okurunu dahil.
Bu bir başkaldırı kitabı: Yüzük, sigara, deri, kolye, küpe, dövme, kalem ve düşünceyle gerçekleştirilmeye çalışan bir devrim kitabı.
Bu bir yol kitabı: Ülkeler, insanlar, fahişeler, serseriler, kumarhane ve uyuşturucular arasında gidip gelirken, kimliğini, hakikati arayan genç, aylak bir adam.
(Kitaptan bir alıntı: Hiç kimsenin bana sahip olmasını istemediğim gibi ben de hiçbir şeye sahip olmadan gitmek istiyorum, bu dünyaya nasıl geldiysem işte aynı o şekilde. Hayatımı sadece birtakım şeyleri ödünç alarak ve ödünç vererek yaşamak istiyorum; bu sayede hakikatin sahip olmak mı yoksa sahip olmayı istememek mi olduğunu anlayacağım.)
Bu kitap bir Rock'n Roll: Yer yer The Rolling Stones şarkıları ve Tolstoy alıntıları ile naçizane;
daha önce Türk ve Dünya edebiyatında eşi benzeri görülmemiş/yazılmamış tarzda bir kitap.


İnternet üzerinden sipariş vermek için:

Kitapyurdu: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=594130
İdefix: http://www.idefix.com/kitap/agladi-ve-gozyaslarini-optum-aytug-akdogan/tanim.asp?sid=XZ5MNGADSG0GXR6LOVCT

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hayatımın geri kalanı...

Hayatımı kimin darmadağın ettiğini hatırlamıyorum, muhtemelen bütün bunların sebebi ben olmalıyım. Yalnız bırakıldıkça herkesi küçümsemeye başladım, nasıl olsa kaybettiğim her şeyi sözcüklerle geri alacaktım. Ama bugün hangi noktadayım: Şu an önümde bir çizgi kokain olsaydı tereddütsüz çekerdim. Ya da şu an belimde asılı bir tabanca olsaydı, önüme çıkan herkesi hiç düşünmeden vururdum; hala kendimi öldüremeyecek kadar akılsız mıyım? Bugüne kadar neredeyse bütün eylemlerime ket vuran Tanrı düşüncesi şimdi nerede? Evet, bugün hayatımın geri kalanını nasıl yaşayacağımı seçeceğim gün.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Müzikle yaşıyorum, yazıyla öleceğim!

Geniş, mutlu bir ailede yetişmedim. Mahalleden arkadaşlarım da yok. Öyle çok zengin de sayılmam; ben bir avareyim, çalışmayı düşünmüyorum. Sabıka kaydım olmadan on yedi yaşıma kadar gelebildim. En büyük zevkim iki mezar arasına uzanıp tütün sarmak. Müzikle yaşıyorum, yazıyla öleceğim. Yüzüm, yalnızlığım benim. Hiç doğmamış gibi yerli, hiç ölmeyecekmiş gibi yabancısıyım buraların. O kadar aptalım ki hiçbir şey bilmiyorum. Benimki sefil bir varoluş; anlam peşinde, genç ama hiç. Ancak bazen sevinç dolu! Hâlâ, bazen.

11 Eylül 2011 Pazar

İnsanı kendinden kim koruyacak?

...Yazmaya ve dirilmeye o kadar alıştım ki, artık ne zaman kendimi berbat hissetsem bunun başka bir yazı ya da cümleye gebe olduğunu anlıyorum. Yalnız mutluyken bir şey yazmamaya çalışıyorum, sonrasında çok gülünç oluyorlar. Bunun dışındaysa sahibi olduğum hüznün başka bir getirisi yok, elimde olsaydı sokağa çıkar ve birkaç arkadaşımın yanına giderdim ama bir şeyi ya da birini sevmeye çalışmak, umut etmek gibi işkenceyi uzatan bir eylem. Kahrolası dünyada kahrolası bir evde sıkışıp kaldım, çözüm ya da sonuç falan yok. İnsanlar her zaman benden büyük şeyler beklediler, çünkü böyle şeyler yazıyordum. Bir yandan kendimi bitirirken yazıda, bir yandan yüceltmiştim ve bu insanlar bana aptalca bir saygı duyuyorlar. Oysa benim yaptığım artık, evin farklı köşelerine giderek uykuyu beklemek. Uykudan çok şey bekliyorum: Rüya. Bilincim beni yanıltmıyor; ben hasta bir adamım. Ama şükürler olsun ki hepimiz, her an ölebiliriz. Yaşayan insan için her zaman bir seçenek daha var galiba. Fakat ben bunu düşünmüyorum, ölmek için intihar etmeme gerek yok, zaten yavaş yavaş gidiyorum. Artk genç değilim, yakında yirmi olacağım ve bu benim için yüz’e bedel.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Ölmek İçin Yaşamak

Sonbahar ayında yayınlanacak kitabımdan bazı paragraflar:

- Aslında çok şanslıyız, hepimiz yaşıyoruz. Çoğu öldü, biz kalan sağlarız. Yürüyor, okuyor, konuşuyor, sevişiyoruz. Eylemlerimiz var ve ben yaşamak için deli oluyorum. Bazen de ölmek için deli oluyorum ama bunun bir önemi yok, şimdilik, hepimiz burada beraberiz.

- Yazan bir insan olarak hayatı başarıyla tanımladığın an hayatın biter; bilmek, özgürlüğü getirirken bir yandan sonunu hazırlar. Yazar sorgudur, onda cevap yoktur. En doğru cevapları bulan yazarlar mutsuz olur ya da bir an önce ölürler. Düşünce vardır ve düşüncenin peşinde bazı adam ya da kadınlar, hepsi bu. Bütün yargılar çürütebilir, ama bu eylemi ya da var oluşu anlamsız kılmaz.

- Şu an bir sahildeyim, her yerim kum içinde kaldı, sanırım denizi hala sevemedim. Burada yüz kadar insan var, çoğu boğulmamak için yüzüyor ve hepsi senden habersiz olmalı. Seninle tanışmamış oldukları için üzülüyorum onların adına. Hiç beklemeyecekleri biri onlar için üzülüyor şu anda. Bu içgüdü nereden geliyor emin değilim ama birazdan biraz suya gireceğim. Eminim suda da seni düşüneceğim. Sana senin de bunu beklemene rağmen seni sevdiğimi hiç söylemediğim için üzgünüm. Ama ben iyi birisiyim. Kötü ve kayıtsız gibi görünmek isteyen makul bir insan. Belki de bu yüz kişiden daha mutlu, daha insan.

- Aslında ben hala o fahişenin odasındaki deri ceketli, pezevenk görünümlü, katil ruhlu pisliğim. Peki ya bazı sabahlar on yaşındaki bir oğlan çocuğu gibi anne ve babasının arasına girip yatan kim? En belalı şehirlerin en belalı serserileriyle pazarlık yapan ya da daha dilini ve hayatını bilmediği bir ülkenin fahişesiyle o yola çıkmayı anlamsızca göze alan kim? İyi bir roman yazmak için kendimi satabilirim, ama kendimi aldatmam. Kendimden saklanamam, hayır bu kadar güçlü değilim. Öyleyse hangisi benim? Hepsi benim.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Yeni Kitabın Arka Kapak Yazısı

Yazmış olduğum yeni kitabı bitirdim: Biraz var oluşçu, biraz gerçekçi. Sanırım sonbahar başında yayınlanacak, daha uzun sürmesine izin vermeyeceğim... Biraz hüzünlü ve sert bir tarzı var, muhtemelen gene yerden yere vurulacak, ahlaksızlıkla, vatan hainliğiyle, obsesiflikle ya da başarısızlıkla suçlanacağım. - Yazan insan diğerlerine göre biraz daha kirli değil midir her zaman? - Ama tek umurumda olan şey yazı benim için. Ve bunu size sunmak istedim. Bu sefer oldukça köklü bir yayınevinin sponsorluğu söz konusu olduğundan kendimi daha iyi hissediyorum. Bizim bir kavgamız var...

Kitap, ilk cümlesinden itibaren toplumsallaşmış ya da toplumsallaşamamış insanın sahip olabileceği kimlikleri sorgular ve ironik bir biçimde “serseri” ruhlu bir genç tarafından, yirmi birinci yüzyılın “modern” insanına ve hayatına eleştirel bir bakış getirir. Henüz on dokuz yaşındaki bir gencin var oluşunu keşfetme ve hakikat arayışındaki yolculuğunda edindiği gözlem ve yorumlar, kitabı üç bölümden oluşan psikolojik bir deneme-roman haline getirir; yazar, bir şeyler anlatırken aynı zamanda bir şeyler söylemeyi de arzular. Yıllarca yalnız yaşamasına izin verildiğinden dolayı içinde oluşan intikam ve şiddet duygusu yüzünden ise kitabın sonlarına doğru artık ufak ufak delirmeye başlar; okur bu sonlarla beraber yazarın bilinci ile kendi sorgusu arasında gidip gelir. Kitabı bitirdiğinizde ise yazarın deyimiyle “kendinizi gerçekleştirmek için” yazarı öldürmüş olursunuz.

23 Haziran 2011 Perşembe

Bazı yeni düşünceler, bazı yeni paragraflar...

Yazmakta olduğum yeni kitaptan, bazı bölümlerinden bazı paragrafları paylaşmaya devam ediyorum;

"Fakirleri çok severiz. Ama en çok onları seviyormuş gibi görünmeyi. Onları şehir fotoğraflarında süslemeyi, filmlerde umutsuzca aşık etmeyi, onlarla ilgileniyormuş gibi görünmeyi, onları tam anlamıyla kullanmayı severiz daha çok. Yanımızdan gittikten sonra artık çok da umurumuzda olmazlar, çünkü kimse gün içinde halinin içini yaktığı, başını döndürdüğü bir “kimse” için güvenli ve rahat yatağındaki uykusundan ödün vermez. Ölüm gibidir fakirler. Ölüm hakkında yapılan tek bir şey vardır: Hiçbir şey olmamış gibi devam etmeye çalışmak. Arada bir kendimizi rahatlatmak için yaptığımız mezar ziyaretleri ise eski hayat arkadaşlarımıza verdiğimiz bir sadakadır, onları içimizde yaşatamadıktan sonra. Yaşamakta olanların ve iyi yaşayanların yanındayızdır biz ve bizden aşağıda olan insanlara bizim aslında ne kadar yukarıda olduğumuzu kendimize hatırlatmak için bakarız daha çok. Bugün hapiste olan mahkûmların bizi bu kadar dürüst hissettirmeleri gibidir bu." İnsanlar çok kalabalıklar…

"...Bugünlerde ise sadece onu görmek için çıkıyorum evden. Onun dışında yeni müzikler dinleyip, yazılar okuyup, internete girmek ve yatmakla geçiyor vaktim. Biraz önce arayan gene oydu. Beni çok şaşırtıyor bazen, benim asla yapmayacağım jestler yapıyor, zarif bir kız. Sık sık sesimi duymak istiyor. Hayatımda birinin numarasını sırf sesini duymak için çevirdiğimi hatırlamıyorum. Bu tür zıtlıklarımızın yanında keşfedebildiğimiz ortak yanlarımız sayesinde sevdik birbirimizi." Ağladı ve gözyaşlarını öptüm / Bir ilişki günlüğünden notlar

"İnsanları doğal seyirlerine bırakamazsınız, bunu kimse göze alamaz. O çok sevdiğimiz, aklıyla hayvandan, canlılığıyla taştan ayırdığımız, güvendiğimiz güzel insanı kimse salamaz dışarıya. Evler yapmak, başına polisler dikmek, tekdüze okullar kurmak, çok düşünmemesi ve oyalanması, “para” kazanması için iş imkânları yaratmak ve olay bittiğinde kabını dinlendirmesi için küçük bir toprak parçası vermek zorundayız onun için. Evren, doğa, bitkiler ve hayvanlar bu kadar mükemmelken bizim hala bir evrim aşamasında olduğumuz gerçeğine yaklaşmalıyız. İnsan, gelmiş geçmiş en asil ve en zavallı türdür. Ve çoğumuz çoğunlukla hayal kırıklığıyız. Eğer ortada bir Tanrı varsa utanç içinde olmalı. Onun yeryüzündeki taklitçileri bile midemi bulandırmaya yetiyor, herkes tanrıyı oynuyor."
İnsan Egosu ve Bilinçaltı

"Günümüze kadar ulaşmış bütün yazarların ilk defa yayınlanabilmek için çektikleri çileleri, sahip oldukları o klasik hikayeleri, işin içinde olan insanlarca bile anlaşılmamaları, çoğu kez ölmeden hak ettikleri değeri görmemeleri, bize yayıncı ve editörlerin aslında ne kadar alakasız insanlar olduklarını göstermiyor mu? Bir yeteneği keşfetmek ne zaman bu kadar zorlaştı? En iyi kitaplar bulunmayan ve yazılmamış olanlardır." Yazarlık serüvenim

"Bu dünya pek de hoş bir yer değil hatta bazen tanrıya ‘’Olmamış bu!’’ demek istiyorum ama sevilebilir. Bu yüzden artık bu tür şeyleri düşünmemeyi düşünüyorum ama hayatın bu kadar uzun olduğunu bilsem vallahi doğmazdım; sürekli yaşamak, hiç durmadan yaşamak çok zor. Yeniden dünyaya gelme ya da dirilme ihtimali intihar seçeneğini de elimden alıyor, kaçış yok galiba. Bu yüzden en iyisi yaşamak uzun olduğunu bile bile sürekli, hiç durmadan yaşamak ve buna mecbur olduğun aklına geldiğinde intihar değil firar etmek. Evet, çözüm bu. Orada zaman yok. Burada olan ne varsa orada yok." Otel odası günlükleri