31 Ekim 2010 Pazar

Yeni Çıkacak Olan Kitaptan Ara Ara Notlar



Bizim gökdelenlerimizin yanında gecekondularımız vardır. Halka çok benzer yapılar. Aralarında uçurum vardır ama hepsi aynı caddeye çıkar sonunda.

Adalar bisiklet, Arnavutköy piknik, Bakırköy kaos, Beşiktaş candır.
Kumkapı rakıdır, Kadıköy dershanedir.
Nişantaşı pahalı bir kahve ve vitrin, Bebek sahildir.
Üsküdar ezan, Beykoz ağaç, Avcılar deprem, Şile güneştir.
Levent takım elbise ve gökdelen, Fenerbahçe sükûnet ve köpektir.
Çatalca uzaktan olan ama sevilen bir akraba, Eyüp açlıktan ağzı kokmuş bir sokak çocuğudur.
Ve hepsi bir yana Beyoğlu İstanbul’dur.

Öldüğümde Dünya’nın en güzel şehrinde yaşadım diyeceğim. Çünkü herkes İstanbul’da yaşayabilir fakat herkes İstanbul’u yaşayamaz.




Kadınlar olmasaydı şiirler yazmazdım, okulu bitiremezdim, parfüme para vermez aynaları bilmez ve annemi hiç tanımazdım. Hayal kurmazdım ve mutsuz bir bilim adamı falan olurdum herhalde onları düşündüğüm kadar bilimi düşünseydim mesela. Yalansız ve sıkıcı bir hayat olurdu, erkekler meraklarından birbirlerini öpmeye başlar, tanrıyı kızdırırlardı. Gerçi kadın olmasaydı tanrı da olmazdı. O ne kadar inkar etse de bunu benim tanıdığım en güzel kadın annemden sonra tanrıdır. Fakat biraz utangaçtır.


Sevgilim;

Beni neden hiç aramıyorsun? Gerçi arasan da ne konuşacağımı bilmiyorum, her zaman yazarken daha iyiydim. Şuan bir sahildeyim, her yerim kum içinde kaldı, sanırım denizi hala sevemedim. Burada yüz kadar insan var, çoğu boğulmamak için yüzüyor ve hepsi senden habersiz olmalı. Seninle tanışmamış oldukları için üzülüyorum onların adına. Hiç beklemeyecekleri biri onlar için üzülüyor şuanda. Bu içgüdü nereden geliyor emin değilim ama birazdan biraz suya gireceğim. Eminim ki suda da seni düşüneceğim. Sana senin de bunu beklemene rağmen seni sevdiğimi söylemediğim için üzgünüm. Bu durumun eminim psikolojik, sosyolojik ya da başka bir ‘’jik’’ açıklaması vardır elbet fakat ben bilimi de hiç sevemedim en az bu deniz kadar. Ama ben iyi birisiyim. Kötü ve kayıtsız gibi görünmek isteyen makul bir insan. Belki de bu yüz kişiden daha mutlu, daha insan.

Geçen sabah insanların dişlerini fırçalarken ne düşündüklerini düşündüm dişlerimi fırçalarken. Neydi dişlerimizi fırçalarken aklımızdan geçenler? Kimsenin böylesi bir işle meşgulken dünyayı ya da salt beyaz dişlerle kendini kurtarmayı düşündüğünü sanmıyorum. Sanırım gün içindeki en boş şeyleri bu birkaç dakikada düşünüyorduk. Bu esnada ya evi dolaşıyor, televizyona bakıyorduk boş boş ya da içten bir şarkı mırıldanması yahut aynadaki bizdeki son gelişmeleri inceliyorduk. Şuan hiç daralmadan, sıkılmadan söylüyorum ki uyandığımda aklıma gelen ilk şeysin. Ve dişlerimi fırçalarken ya da tamamen farklı eylemlerde de orada olmayı becerebilen teksin.

Sana âşık olmak, orospunun birine tutulmak kadar umutsuz, bir köylü güzelini sevmek kadar masum ve bazen saatlerce dalıp gittiğimde bana titreyen elleriyle su getiren babamın elleri kadar tedirgin bir iş. Sen eski beraber olduğum kişilere göre sahilde geçirilen bir gün gibisin. Ve bütün bu aptal âşık laflarını bana yazdıran Julietin siluetisin.

1 yorum:

! incebellibardak dedi ki...

Herkes İstanbul’da yaşayabilir fakat herkes İstanbul’u yaşayamaz; işte bu cümleye bayıldım.