8 Temmuz 2010 Perşembe

Hesaplaşma


Elimde bir sigarayla koşu parkurunda hızlı adımlarla yürüyorum. Bir yanlışlık var bu işte. Belli, bir yalnızlık var. Kalbimdeki ağlamayı durduramıyorum. Gene kafamda bir yüz, biri. Bu seferki diyorum epey farklı. Kızın ismi epey. Orijinal kıvırcık, sarı saçları, hafif kemerli bir burnu ama onu bir şekilde ilgi çekici ve tatlı gösterecek kadar başarılı tasarımlanmış yüz kemikleri var. Belli ki tanrı abimiz zaman harcamış. Cildi benimkinden bile beyaz, ince kollara sahip. Hem eğlenceli hem de cool bir tarzı var, sesi pek dişilik taşımayan ve ‘’ben asla hafife alınacak şeylerden bahsetmem’’ havası veren ciddi tonlar taşıyor. Babet giymeyi çok seviyor ve bu ona çok yakışıyor. Bedeninin oranlarını tahmin edebiliyorum ama numaralar verecek değilim ben yüzeysel bir insanım, yani tam sarıp sarmalamalık. Hiçbir şekilde cinsel ya da maddi düşünemezsiniz böyle biriyle. Aslına bakarsanız böyle biriyleyken zaten pek bir şey düşünemezsiniz, şahsen müthiş derecede salaklaşıyordum yanındayken. Gözleri çok güzel. Aslında gördüğüm en güzel bakan gözler. Onları en çok bana bakarken seviyorum. Kahverengi. Özlüyor insan. O şimdi bunu bilmiyor ama ben onu baya özledim, sevdim ve çok düşündüm. Hatta ona bir isim bile verdim; Benim hala umudum var. Ama şu geç kalmışlık hissi yok mu, ölüyorum.

Umut;

Her gün karşılaştığın, sohbet ettiğin, yolda gördüğün insanları, istemli istemsiz göz göze geldiğin her türlü yaratığı, karnını kaşıdığın anlamsız bir kediyi, eşlik ettiğin bir şarkıyı, benle alakasız düşündüğün aptal salak bir düşünceyi, su içtiğin bardağı, dudaklarına yakın olan ağzından çıkan her sözcüğü, kelimeyi, odanı, dahası yatağını çok kıskanıyorum. Sana çok yakınlar. Onlardan nefret ediyorum. Bütün bunları hiç düşünmeyen, yazmayan ve yanında olabilmesini becerebilen bir aptal olmak isterdim diğerleri gibi. Aptal aptal dolanırdık fazla detayına inmeden duyguların, ayaküstü terlemeden sevişirdik maksat boşalmak, öpmek için öperdim seni ve sen de öpüşmüş olmak için karşılık verirdin bana ve arkadaşlarımızla gün ağarana dek geyik yapar, biraz içer ve sızardık. Arada sırada seni yemeğe götürürdüm kendini çok önemli, çok ünlü birisi gibi hissettirebilecek yerlerde ve mum ışığında beni gerçekten sevmeye çalışırdın ama seni biliyorum ki sen aslında daha benim gibi birini istiyorsun. İlişki olurdu bunun adı ve ben seninle olmuş olurdum. Olur muydum?

Aytuğ;

Büyü artık. Aklın nerde? Aşkı vakti geldiğinde artık vakti dolan talihsiz bir bayanda zaten bulacaksın. Bu kişi şuanda dünyanın öbür ucundaki bir Afrikalı, bir Japon ya da Fransız da olabilir dahası bir erkek de olabilir henüz doğmamış da olabilir birkaç sene sonra ölecek de olabilir en yakınındaki kişilerden biri de olabilir şuan başka bir adamla öpüşüyor ya da bir salak için ağlıyor da olabilir, ilk defa bugün farkında olmadan reel mesafede de birbirinize yaklaşmış olabilirsiniz, belki taksimde senin girdiğin o sokağın bir aşağısındakine de o girmiştir ama tabii siz daha senin esas oğlan onun da esas kız olduğundan haberdar değilsiniz. Teoman’ın şarkısındaki gibi senin kağıt paran döne dolaşa onun cebine girmiştir belki de kim bilir? Ama telaşlanma. Onu da diğerlerinin sana söylediği gibi incitecek, hayal kırıklığına uğratacak ve gene yıpranıp yıpratacaksın. Ya da artık gerçek bir erkek olacaksın, adam gibi ilişkilerin olabilecek ve o gün yeniden doğacaksın. On beş yıl sonra bunları tekrar oku ve on beş yıl sonrası için tekrar yaz. Şimdilik kendine iyi bak. Ya da bakmamaya devam et belki yazacak bir şeyler bulursun, ne de olsa sen bunun peşindesin her şeyden çok. Yalan mı?

Modjo;

Dünya’daki en güzel müziği zamanında siz yaptınız. Zamanında diyorum çünkü yıllardır yeni bir albüm olmadı yeni bir single o da olmadı herhangi bir özelliği olmayan ama sizin adınızın geçtiği ‘’yeni bir şey’’ bekliyorum ama anladım bu hiç olmayacak. Ne zaman siz Lady Hear Me Tonight şarkısını söyleseniz benim içimdeki bütün karmaşıklık, koca evrende aslında boktan bir toz parçası oluşum ya da aslında hiç var olmayışım yahut hiçbir şeyin varlığını kanıtlayamayışımdan dolayı ortaya çıkan şizofrenik yapım, dans edip alkol alma ihtiyacım ya da her şeyi ama her şeyi geride bırakıp bambaşka bir yaşamda bambaşka bir insan olmak için yollara çıkma güdüm ortaya çıkıyor. Yani Allah varsa razı olsun.

Anne;

Amacım seni de böyle araya sıkıştırmak değil ama yazarken daha mantıklı olabiliyorum bazen bu yüzden sana da bir uğrayayım dedim. Biliyorum pek beklediğin, istediğin ve olması gereken bir evlat olamadım bir ucube gibi avarelikler yapmaktan fırsat bulamadığım için ama aslında özünde çok iyi bir insanım ben. O öze ineceğiz bir gün beraber. Ama dikkat et ölme bu aralar sigarayı çok arttırdın. Babama selam.

Sevgili tanrı;

Sık sık seninle ilk karşılaşmamızda sana ilk olarak ne soracağımı düşünüyorum. Bugün anlıyorum ki benden önce senin bana soracağın çok daha fazla şey olacak. Galiba en çok ‘’neden?’’ diye soracaksın. Bilmiyorum…

Gene de âşık falan değilim bu kıza. Sadece bazen ağır çekimde birbirimize doğru koştuğumuzu ve bu sırada siyah, deri bir ceket giydiğimi hayal ediyorum. Gene bazı gecelerde karanlığı değiştirebilecek bir ışık ve o ışığın ardında onu bekliyorum, gözlerimi kapattığımda onunla uyanıyorum, katılmak zorunda olduğum kimi sohbetlerde o şimdi burada olsaydı bu lafa nasıl bir yorum getirirdi acaba diye düşünüyorum, onu hatırlatan müzikleri dinlemeye dayanamıyorum, bazen elbise mağazalarına giriyorum ve o benim eşimmiş gibi ona elbise bakıyor ve ona yakıştırmaya çalışıyorum, yanımda onu giydiğini ve bana baktığını hayal ediyorum ve bir de bir yerde kapı varsa o şimdi ansızın bu kapıdan girse ne yapardım diye düşünüyorum. Yani onu özlüyorum hepsi bu. Ve şu kapılardan nefret ediyorum, insanları beklentilere sokuyorlar telefonlar ve bayramlar gibi.

-----------

Biraz uzunca yükledim, yordum kusura bakmayın. Seneye bir kitap daha çıkartmayı düşünüyorum fakat bütün olarak pek yazamıyorum kafamda hala kavak yelleri esiyor ama toparlanmayacak gibi de değiller, neyse. Devamı yeni kitapta artık.

1 yorum:

oteki cocuk 'salim' dedi ki...

devam et dostum devam..