2 Eylül 2015 Çarşamba

Daha iyi bir yere, başka bir ülkeye...

"Kalk!" dedi annem, "Gidiyoruz."
"Nereye?" diye soramadım, daha konuşmayı bilmediğimden.
"Daha iyi bir yere, başka bir ülkeye gidiyoruz." diye devam etti. Gözleri öyle bir parlıyordu ki, kıramadım onu.
Zaten alışmıştım artık sürgün yaşamına. Savaş çıktığından beri tüm kaldırım taşları evimiz olmuştu.
Boyum kadar bir çantaya sığdırdık tüm eşyalarımızı ve yola koyulduk.
Bir koya geldik. Bizim gibi onlarca mülteci daha vardı. Herkes farklı dillerde konuşuyor, ancak aynı düşü kuruyordu: Daha iyi bir yere, savaşın ve açlığın olmadığı bir ülkeye gitmek.
Aklım ermediği için soramadım neden karadan gitmediğimizi. Meğer sınırlar, mayınlar, askerler ve duvarlar varmış orada.
Beni önce beyaz bir şezlongun üstüne oturttular. İnsanlar gruplar halinde ufacık botlara bindirilip, "Go go go!" diye denize ittiriliyor ve zifiri karanlıkta kayboluyordu.
Sonra sıra bize geldi.
"Baba" dedim, "Benim normalde uyumam gerekirdi bu saatte."
Duymadı babam.
"Anne" dedim, "Ben yüzme bilmem ki."
Duymadı annem.
Beni de bota bindirdiler ve herkes kürek çekmeye başladı. Korktum. Ağlamak istedim. Güzel şeyler düşünmeye çalıştım. Oyuncakları, salıncakları ve özgür bir yaşamı hayal ettim.
Ancak birkaç saat sonra bir akıntı başladı.
Doğduğum yerden çok uzakta, kapkara bir denizin ortasında sallanıyordum.
"Hayat" dedim, "Demek aslında böyle bir şeymiş."
Bir gecede büyüdüm, büyümek zorunda kaldım.
Anne babamı kurtarmaya çalıştım, ama çoktan düşmüş ve kaybolmuşlardı.
Sonra ben de kapıldım o akıntıya.
Sabaha karşı bir kıyıya vurdum.
Geldik sandım, ancak ölmüştüm artık.
Bir asker abi geldi beni incelemeye. Bir kağıda boyumu kilomu yazıp, taktığı eldivenlerle kaldırdı beni.
Yüzüne bakmadım, ama eminim o da çok üzülmüştür.
Bir daha o dünyaya dair hiçbir şeye bakacak hevesim kalmamıştı.
Zaten sahile de yüzüm kumlara yapışık vurmuştum.
"Allahım" dedim, "Benim normalde kumdan kale yapmam gerekirdi burada."
Kocaman dünyalarında bana 50 santimlik boyumla yaşayabileceğim hiçbir yer vermediler.
Ben de öldüm.
Şimdi annemi bulup, "Anne!" diyeceğim, "Belki burası daha güzel bir yerdir."

1 yorum:

Gökhan Kolabaş dedi ki...

Çocuklar yaşayamıyorsa eğer bence çoktan kıyamet kopmuş demektir.