12 Temmuz 2012 Perşembe

Fütursuzdu gençliğim;


Fütursuzdu gençliğim;
Kadınlar bacak bacak üstüne atar ve otururdu yanımda.
Sanki güneş daha parlaktı eskiden;
bütün birgün kamaştırırdı gözlerimi kadınlarla beraber.

Nasıl bir şeydi gençliğim, güzel bir rüya mıydı yoksa gördüğüm?
Sahi, kimdi o motorun arkasında kollarını belime dolayan kadın?
Ayaklarının altı her zaman bembeyaz olan kızı da göremiyorum artık.

Ama en çok,
o kocaman gözlerini şefkatle gözlerime diken,
henüz reşit olmuş kızı özlüyorum.
“Penceremin altında benimle konuşmak isteyen bir kedi var. Sen misin o?”
diye sormuştu.
“Hayır” demiştim, “Ben bu gece martıyım!”
O gece evden kaçıp bana geldiğinde,
en sevdiği askılı bluzu vardı üzerinde.
Önceden olsa annesi bakardı belki de;
küçük kızı evden çıkmak üzereyken bakardı ve:
“Ne kadar yakışmış o bluz sana öyle!” derdi.
Onu ben de çok beğenmiştim;
öyle ki,
görür görmez çıkartmak istemiştim üzerinden.
Sonra da çırılçıplak yatmamış mıydık zaten?


Gençliğim boyunca dönerdi kadınlar ve kitaplar,
ve dediklerine göre dünya da sarhoşmuş en az bizim kadar.
Şimdi her şey yerli yerinde ve kulağımda gürültülü bir sessizlik:
Artık yalnızlığın bir milyon farklı açıklamasını yapabilirim.

Tanrı en güzel şeyleri hep kısa süreliğine verdi;
binlerce güzelliğin gidişini gördüm ben.
Ve top oynardı mahalledeki çocuklar;
akşama doğru, kapımın önünde.
Hiç büyümeyeceklerini düşünürdüm,
şimdi öldürmek için geri gelecekler.

2 yorum:

köle Asi dedi ki...

dostum seviyorum seni sarı piç...

Emilia dedi ki...

En fazla ne kadar öldürülebilir ki bir insan hem.