6 Eylül 2009 Pazar

Hiçliğe Övgü

son yazım medeniyetin -kendi hayatımdan da yola çıkarak kaleme aldığım- körelttiği aile ve toplum ilişkileri üzerine. kitaba da ekledim, bence güzel de oldu. afiyet olsun.


Hiçliğe Övgü

Bizim çok büyük bir evimiz vardı.
İçinde de dört tane televizyon.
Fakat bir şeyler ters gidiyordu.
Evimiz ve odalarımız büyüdükçe duygularımız küçüldü sanki.
Televizyondaki diziler, programlar iletişimimizi daralttı.
Medeniyet ise ufkumuzu ve bilincimizi köreltti.
Totaliter toplum bizi de aynı onlardan birisi gibi yaptı, kalıplara soktu ve o eski keskin hayal gücümüzü bile sınırlandırdı.
Evimiz çok büyüktü, çok paramız vardı bizim.
Para bizi gereksiz yere sorumluluk sahibi insanlar haline getirmişti, sözde de güçlü ve önemli.
Onu nasıl değerlendireceğimiz ve nasıl daha çok elde edebileceğimiz hakkında endişe ederek o gereksiz sorumluluktan ötürü birbirimizi yemeye başladık.
Daha çok şeye sahip oldukça lükslerimiz artıyordu. Lükslerimiz arttıkça sahteleşiyorduk ve artık biraz sakinleşmek yerine daha çok, daha çok istiyorduk.

Ben, herkesin odasına ortalama bir televizyonun düştüğü fakat içinde bir tek kitaplığın bile bulunmadığı büyük ve zavallı bir evde büyüdüm.
Yıllar önce hep beraber çekildiğimiz, yıllardır hiç değişmeyen, haliyle epey eski çerçevelerin içinde bulunan fotoğraflarımız vardı. Fotoğrafları çektirdiğimiz gün ortaya çıkacak fotoğrafların boyutlarına göre çerçeveleri heyecanla hemen oradan almış olmalıydık. Zaten yeni, renkli ve gösterişli bir çerçeve içine doksanlardan bir fotoğraf koymak oldukça ironik olurdu. Bu yüzden kıldan tüyden huylanan birisi olmama rağmen o çerçevenin tozlu ve pis görüntüsüne pek aldırmıyordum herhalde.
O malum çerçevelerin içindeki eski bize baktıkça, birbirimize eskiden ne kadar bağlı olduğumuzu, benim babama, annemin de abime nasıl kenetlendiğini gördükçe şaşırırdım.
Fotoğraf ve formalite icabı bir bağlılık değildi oradaki, bilirdim.
Bugün neydi bizde eksik olan da böylesine ayrı düşmüştük birbirimizden diye hayıflandım.
Ve hayatımızdaki fazlalıkların döngü içinde bize eksiklik olarak yansıdıklarını fark ettim.
Başka insanların bizden parayla satın alabilecekleri her şeyi gözümün önüne getirdim. Sahip olduğumuz her şeydi bunlar. Midem bulandı, biraz kustum. Sonra kaçmak istedim. Herkesi ve her şeyi geride bırakmak. Annemi, evimizi, televizyonlarımızı, üç yastıkla uyuduğum rahat fakat yalnız yatağımı, hırslarımızı ve yıllar içinde kompleks edindiğimiz nice şeyi.
Bir vahşetin içinde daha fazla körelmek yerine kaçarak ama asla unutmayarak yeniden başlamayı getirdim gözlerimin önüne. Manzara iyi görünüyordu.
Gittim ben de.
Ve döndüm bir süre sonra.
Zihinsel olarak her şeyi geride bırakıp ileriye doğru yol almaya hazırdım fakat fiziksel olarak ben hala annemin biricik oğluydum o yaz da.
Bundandır ki birkaç sene daha hazır ve avare konumumu korumaya karar verdim.
Geri döndüğümde her şeyin daha farklı olacağını amaçlasam da, on yedi yıldır taşıdığım bedenim rahata epey bir alışmış olduğu için her şey hiç değişmedi.
Yani anlayacağınız, çoğunlukla olduğu gibi gene direnmek ya da yaratmaktan çok ayak uydurmaya devam ettim. Ki bu haliyle hiç zor olmadı.

Diyeceğim o ki; Öyle büyük evin, dört tane televizyonun, elinin altında son teknolojinin en avare aletleri olmayacak arkadaş.
Aslında medeniyete kimsenin ihtiyacı yoktur. Tek sorunumuz bugüne kadar ona fazla alışmış olmamızdır.
İnsan dediğin elinin tersiyle geri çevirmelidir pahalı kıyafetleri, telefonları, şampuanları, interneti… Ama kolunda bir saati olmalıdır mesela. Zamana ve insanlara kıymet vermelidir. Bizde bulunan fakat bizden başka da herkesin bizden ya da bir başkasından parasıyla satın alabileceği her şey bize fazlalıktır.

Bir insanın hayalleri ve fantezileri uçlarda olmalıdır. Teknoloji, medeniyet ve para insanlara aptal bir sorumluluk yükler. Gariptir ki bütün bunlar insanoğlunu miskin ve avare de yapar.
Sade bir doğa ve mutlak bir hiçsizlik insanın ilk yüzyıllardan bu yana beraberinde getirdiği fiziğine ve zihnine tam uyar. Hiçsizlik ve doğrular büyük bir bilinçlenme ve arınmayı da beraberinde getirir. Yani tamamen doğada ve sadece onun şartlarına göre yaşamını sürdüren bir insan her şeye sahip, tamamen özgür bir insandır. Ve işin en önemli tarafı kimse miktarı ne olursa olsun parasıyla o yaşantıyı o insandan alamaz. İşte buna kimsenin parası yetmez…

Aslında Eddie Vedder Toplum isimli şarkısında benim size anlatmak istediğim birçok şeye o samimi kalemiyle dokunmuştu benden önce.
Diyordu ki;

‘’Sana göre sen ihtiyacından fazlasını istemek zorundasın. Her şeye sahip olana kadar özgür olamazsın.
Sahip olduğundan daha fazlasını istediğin zaman ihtiyacın kadarını düşün.
Para için yaptığın her sayı, seviyeni düşürür.
Toplum, sen çılgın bir türsün. Yapayalnız değil bensiz olmanı ümit ederim.

Gidin buralardan.
Gitmeliyiz buralardan.
İnsanların sohbetlerine, bedenlerine ya da onların hazırlayacakları yemeklere, kapıcının getireceği ekmeğe ya da hemen hemen her gün istemeyerek gittiğiniz okulunuza ya da işinize gerek yok.
İletişim için telefonlara, ulaşım için arabalara ya da gösteriş için daha çok paraya da ihtiyacınız yok.
‘Bu benim bilinçsiz ve bencil olarak geçireceğim son yılım’ deyin kendinize ve bir gün gerçekten vakti geldiğinde alın çantanızı ve ona yaklaşın.
Doğaya…

4 yorum:

sosyalistfm dedi ki...

Eline yuregine sağlık yoldaş...

Gabi AYDOGDU.

Uur dedi ki...

Yayınlandığında ugurtanriver@hotmail.com'a e-mail şeklinde atabilirmisin. Kitabını merak ettim. Net üzerinden satışı olucakmı?

murat dedi ki...

senin bi eski site vardı komiklik.net hatırladınmı

onun kodları hala elindemi

elindeyse msnden bi atsana

hasanmurat93@hotmail.com

bende murat tekiner tanırsın belki

eskiden biraz konuşmuştuk

murat dedi ki...

hani şu chat alem falan sitem vardı benim senin komiklik.net'in mor bi menüsü vardı onu varsa bana bi msn den yollarmısın