8 Mart 2014 Cumartesi

Türkiye'de Anne Olmak

Diyarbakır’da sıradan bir öğle vakti, koyunlarını otlatırken üzerine düşen havan mermisiyle 12’sinde can veren Ceylan'ın bütün bunlarla ne ilgisi vardı diye düşünüyorum… Savcı ve doktorların “Can güvenliğimiz yok” diyerek gelmediği olay yerine giden annesinin “Kızımın parçalarını etekliğimde taşıdım.” demesini düşünüyorum.

Sonra aklıma bir Cumartesi Annesi geliyor: “
Çocuğumu” diyor, “Onu aramaya beni de götürün. Ben onu kokusundan tanırım, çocuğumu kokusundan bulurum.”

Ardından Eskişehir’de Ali İsmail’in annesi sürdürüyor bu acıyı: 
“Aliş’imi dövdüler, tekmelediler. Çok acı çekti yavrum. Keşke kurşunlasalardı oğlumu!”

Daha büyük bir acı tahayyül edemiyorum. Kalbim ağrıyor.


Sonra Fadime Ayvalıtaş ölen çocuğundan bahsederken: 
Mercimek çorbasıyla, karışık dolmayı çok severdi.” diyor. Ardından ekliyor: Önce biz anneleri öldürün ki evlatlarımız ölürken ağlamayalım.” Ve kalp krizinden ölüyor. Onu oğlunun yanına gömüyorlar. Cenazesini taşıyanlardan biri de, evden ekmek almaya çıktığında gaz fişeğiyle başından vurulan ve üç mevsimdir komada yatan Berkin'in annesi. (Bu yazıyı yazdığım Şubat ayında Berkin hala direniyordu. Öldüğünde 15 yaşında ve 16 kiloydu.)

Siirt’te başka bir annenin biricik, küçük kızı Kader, 12 yaşında görücü usulüyle evlendiriliyor. 13’ünde anne oluyor ve 14’ünde öldürülüyor. Kader'in annesinin ne dediğini bile öğrenemiyoruz, çünkü o da kocasından otuz yaş küçük bir çocuk.

Daha büyük bir acı tahayyül edemiyorum. Kalbim ağrıyor. Tam bu defa bitti herhalde derken, 
Van’da hastaneye yetiştirilemeyen 3 yaşındaki oğlunun cenazesini çuvalla sırtında taşıyan babayı görüyorum.

“Şayet varsa” diyorum, “Daha büyük bir acı; bütün bu acıların sebebi 
kocaman adamların cezalarını çekmemeleridir.” Bunu söylerken hangi ceza rahatlatabilir bu anne ve babaları, bilmiyorum. Daha kötü ne olabilir? Bilmiyorum.

Tek bildiğim, bu acılı anne-baba ve çocukların hiçbirinin, o 
kocaman adamların faili meçhul cinayetlerle kirlettikleri bu topraklarda savaşmak istemedikleri. Onlar sessiz ve dürüst yaşamlarında ekmek, biçmek istediler toprağı. Bir fidanın yetiştiğini, kocaman ağaçların evrilip herkes için meyve vermeye başladığını görmek istediler. Çok bir şey değil; evlerinin yakılmamasını, durduk yere bombalanmamak, evlat acısı çekmemek ve özgür olmak istediler. Ancak hepsine sürgün oldu bu ülke. Kalanlar ise sevdiklerinin bulunması için haykırmaya devam ediyor.


Aytuğ Akdoğan
7 Şubat 2014 | Ortadoğu


"Sevgilim; bir ülke senin gövden kadar masum olsaydı, bir tek anne oğlunu devletten sormazdı."
Şükrü Erbaş