26 Temmuz 2013 Cuma

Ben, Hiçbir Şey / Sayfa 86-87


"Her şey ilkel toplumların oluşmasıyla başladı, öncesine kadar doğa ve Tanrı’nın yasaları hâkimdi dünyaya. O harikulade, eski dünyaya! Ardından kılıçlar çekildi ve savaşlar başladı; türlü zorbalık ve hilelerle kazandıklarını belirttikleri toprak parçalarına vatan dediler. Bir süre sonra insanlar, birbirlerinden korktukları için birbirlerine bağlanmaya başladılar ve millet oluştu. Devlet başkanları henüz on sekiz-on dokuz yaşlarında gençlerin yüzlerini boyadı ve onları savaşa gönderdi; onlara artık birer asker olduklarından ve salt şans eseri üzerinde doğdukları toprak parçası için tanımadıkları akranlarını öldürmeleri gerektiğinden bahsettiler.

Bütün bunların ardındaki iğrençliğin gizlenmesi için bazı şeyler kutsanmak zorundaydı ve bunun sonucunda
din dediler mesela, ancak kendi hukuklarını Tanrı’nın söz ve yasalarından önde tutmaktan çekinmediler ya da ahlak dediklerinde kastettikleri şey, sadece kendi çıkarları doğrultusunda, insanların mutlu ya da özgür olmalarını engellemekti.

Bu insanlar birlik ve beraberlik içinde yaşadıklarını söylemelerine rağmen, hırsızların mesela ciddi bir azınlığı temsil etmesine karşın türlü korunma yöntemleri için harcamalar yapmadan duramadılar. Ve aynı ikiyüzlü insanlar, doğruları söyleyen adam ve kadınları önce öldürüp, sonra filmlerini çektiler ya da üniversitelerde ders olarak okuttular. Kendi paralarıyla aldıkları otomobillerle birbirlerini öldürüp, çocuklarını dört duvar arasında büyüttüler. Gün boyunca sevmedikleri bir işte çalışıp, güvenmeye çalıştıkları insanlarla aynı evde mutsuz oldular. Onlar anlamadılar, onlar bilemediler..."

Aytuğ Akdoğan
(Ben, Hiçbir Şey) Sf: 86-87