12 Temmuz 2012 Perşembe

Denizi aldım karşıma konuşuyorum...


Denizi aldım karşıma konuşuyorum;

şimdi herkes başka bir yerde.
O kalabalıklardan birine karışırsam yalan söyleyeceğim.
Eğlenmeye çalışarak harcamayacağım bu zamanı.
Kandırmayacağım da kendimi, sevmeye çalışarak bir hayırsızı.

Küçük bir çocuğum ben;
bütün seslerin tedirgin ettiği;
aç ve başıboş.
Köpekler gibi cesur bazen,
kediler kadar ürkek geceleri.
Ve olası bir Tanrı kadar yalnız…
Sapasağlam bir yalnızlık!

Eğreti bir adamım ben;
Bir bakireye arkadan sahip olmak isterken,
orospuların ellerinden tutup gezdirmek isteyen.
Bir kadının sigarası yerine saçını yakarken,
arzulamak, “gerçek” sözcüğünü bulan adamın şüpheciliğine sahip olmayı.

Yazıya dökülecek her şey ve bütün hayaller gerçekleşecek;
bir şiir de onun için yazacaksın ve o senin olacak!
İnce, uzun bir kalem!

20 Ocak 2012 Cuma

Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm / Aytuğ Akdoğan

İkinci kitabım (yarı-otobiyografik roman) “Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm” çıktı.

Remzi, Mephisto, Dost, Alkım gibi büyük kitabevlerinden ve tüm D&R mağazalarından temini mümkün.

Tanıtım Bülteninden:

Bu bir reddediş kitabı: Parayı, maddeyi, ahlakı, askeri, hayatı hatta bizzat ölümü; her şeyi karşısına alan bir kitap: Okurunu dahil.
Bu bir başkaldırı kitabı: Yüzük, sigara, deri, kolye, küpe, dövme, kalem ve düşünceyle gerçekleştirilmeye çalışan bir devrim kitabı.
Bu bir yol kitabı: Ülkeler, insanlar, fahişeler, serseriler, kumarhane ve uyuşturucular arasında gidip gelirken, kimliğini, hakikati arayan genç, aylak bir adam.
(Kitaptan bir alıntı: Hiç kimsenin bana sahip olmasını istemediğim gibi ben de hiçbir şeye sahip olmadan gitmek istiyorum, bu dünyaya nasıl geldiysem işte aynı o şekilde. Hayatımı sadece birtakım şeyleri ödünç alarak ve ödünç vererek yaşamak istiyorum; bu sayede hakikatin sahip olmak mı yoksa sahip olmayı istememek mi olduğunu anlayacağım.)


İnternet üzerinden sipariş vermek için:

Kitapyurdu: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=594130
İdefix: http://www.idefix.com/kitap/agladi-ve-gozyaslarini-optum-aytug-akdogan/tanim.asp?sid=XZ5MNGADSG0GXR6LOVCT

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hayatımın geri kalanı...

Bugüne kadar neredeyse bütün eylemlerime ket vuran Tanrı düşüncesi şimdi nerede? Evet, bugün hayatımın geri kalanını nasıl yaşayacağımı seçeceğim gün.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Müzikle yaşıyorum, yazıyla öleceğim!

Geniş, mutlu bir ailede yetişmedim. Mahalleden arkadaşlarım da yok. Öyle çok zengin de sayılmam; ben bir avareyim, çalışmayı düşünmüyorum. Sabıka kaydım olmadan on yedi yaşıma kadar gelebildim. En büyük zevkim iki mezar arasına uzanıp tütün sarmak. Müzikle yaşıyorum, yazıyla öleceğim. Yüzüm, yalnızlığım benim. Hiç doğmamış gibi yerli, hiç ölmeyecekmiş gibi yabancısıyım buraların. O kadar aptalım ki hiçbir şey bilmiyorum. Benimki sefil bir varoluş; anlam peşinde, genç ama hiç. Ancak bazen sevinç dolu! Hâlâ, bazen.

11 Eylül 2011 Pazar

İnsanı kendinden kim koruyacak?

...Yazmaya ve dirilmeye o kadar alıştım ki, artık ne zaman kendimi berbat hissetsem bunun başka bir yazı ya da cümleye gebe olduğunu anlıyorum. Yalnız mutluyken bir şey yazmamaya çalışıyorum, sonrasında çok gülünç oluyorlar. Bunun dışındaysa sahibi olduğum hüznün başka bir getirisi yok, elimde olsaydı sokağa çıkar ve birkaç arkadaşımın yanına giderdim ama bir şeyi ya da birini sevmeye çalışmak, umut etmek gibi işkenceyi uzatan bir eylem. Kahrolası dünyada kahrolası bir evde sıkışıp kaldım, çözüm ya da sonuç falan yok. İnsanlar her zaman benden büyük şeyler beklediler, çünkü böyle şeyler yazıyordum. Bir yandan kendimi bitirirken yazıda, bir yandan yüceltmiştim ve bu insanlar bana aptalca bir saygı duyuyorlar. Oysa benim yaptığım artık, evin farklı köşelerine giderek uykuyu beklemek. Uykudan çok şey bekliyorum: Rüya. Bilincim beni yanıltmıyor; ben hasta bir adamım. Ama şükürler olsun ki hepimiz, her an ölebiliriz. Yaşayan insan için her zaman bir seçenek daha var galiba. Fakat ben bunu düşünmüyorum, ölmek için intihar etmeme gerek yok, zaten yavaş yavaş gidiyorum. Artk genç değilim, yakında yirmi olacağım ve bu benim için yüz’e bedel.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Ölmek İçin Yaşamak

Sonbahar ayında yayınlanacak kitabımdan bazı paragraflar:

- Aslında çok şanslıyız, hepimiz yaşıyoruz. Çoğu öldü, biz kalan sağlarız. Yürüyor, okuyor, konuşuyor, sevişiyoruz. Eylemlerimiz var ve ben yaşamak için deli oluyorum. Bazen de ölmek için deli oluyorum ama bunun bir önemi yok, şimdilik, hepimiz burada beraberiz.

- Yazan bir insan olarak hayatı başarıyla tanımladığın an hayatın biter; bilmek, özgürlüğü getirirken bir yandan sonunu hazırlar. Yazar sorgudur, onda cevap yoktur. En doğru cevapları bulan yazarlar mutsuz olur ya da bir an önce ölürler. Düşünce vardır ve düşüncenin peşinde bazı adam ya da kadınlar, hepsi bu. Bütün yargılar çürütebilir, ama bu eylemi ya da var oluşu anlamsız kılmaz.

- Şu an bir sahildeyim, her yerim kum içinde kaldı, sanırım denizi hala sevemedim. Burada yüz kadar insan var, çoğu boğulmamak için yüzüyor ve hepsi senden habersiz olmalı. Seninle tanışmamış oldukları için üzülüyorum onların adına. Hiç beklemeyecekleri biri onlar için üzülüyor şu anda. Bu içgüdü nereden geliyor emin değilim ama birazdan biraz suya gireceğim. Eminim suda da seni düşüneceğim. Sana senin de bunu beklemene rağmen seni sevdiğimi hiç söylemediğim için üzgünüm. Ama ben iyi birisiyim. Kötü ve kayıtsız gibi görünmek isteyen makul bir insan. Belki de bu yüz kişiden daha mutlu, daha insan.

- Aslında ben hala o fahişenin odasındaki deri ceketli, pezevenk görünümlü, katil ruhlu pisliğim. Peki ya bazı sabahlar on yaşındaki bir oğlan çocuğu gibi anne ve babasının arasına girip yatan kim? En belalı şehirlerin en belalı serserileriyle pazarlık yapan ya da daha dilini ve hayatını bilmediği bir ülkenin fahişesiyle o yola çıkmayı anlamsızca göze alan kim? İyi bir roman yazmak için kendimi satabilirim, ama kendimi aldatmam. Kendimden saklanamam, hayır bu kadar güçlü değilim. Öyleyse hangisi benim? Hepsi benim.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Yeni Kitabın Arka Kapak Yazısı

Yazmış olduğum yeni kitabı bitirdim: Biraz var oluşçu, biraz gerçekçi. Sanırım sonbahar başında yayınlanacak, daha uzun sürmesine izin vermeyeceğim... Biraz hüzünlü ve sert bir tarzı var, muhtemelen gene yerden yere vurulacak, ahlaksızlıkla, vatan hainliğiyle, obsesiflikle ya da başarısızlıkla suçlanacağım. - Yazan insan diğerlerine göre biraz daha kirli değil midir her zaman? - Ama tek umurumda olan şey yazı benim için. Ve bunu size sunmak istedim. Bizim bir kavgamız var...

Kitap, ilk cümlesinden itibaren toplumsallaşmış ya da toplumsallaşamamış insanın sahip olabileceği kimlikleri sorgular ve ironik bir biçimde “serseri” ruhlu bir genç tarafından, yirmi birinci yüzyılın “modern” insanına ve hayatına eleştirel bir bakış getirir. Henüz on dokuz yaşındaki bir gencin var oluşunu keşfetme ve hakikat arayışındaki yolculuğunda edindiği gözlem ve yorumlar, kitabı üç bölümden oluşan psikolojik bir deneme-roman haline getirir; yazar, bir şeyler anlatırken aynı zamanda bir şeyler söylemeyi de arzular. Yıllarca yalnız yaşamasına izin verildiğinden dolayı içinde oluşan intikam ve şiddet duygusu yüzünden ise kitabın sonlarına doğru artık ufak ufak delirmeye başlar; okur bu sonlarla beraber yazarın bilinci ile kendi sorgusu arasında gidip gelir. Kitabı bitirdiğinizde ise yazarın deyimiyle “kendinizi gerçekleştirmek için” yazarı öldürmüş olursunuz.