12 Nisan 2015 Pazar

Sinema ve Kadın

Kadının sinemada da özgür olmadığını düşünüyorum. Kadın rolleri hep sinsi, seksist ya da ihtiyaç sahibi (erkek bir 'kahraman' tarafından kurtarılmayı bekleyen) isyan etmektense itaat eden şekillerde yazılıyor. Yapılan istatistiklere göre kadın karakterler öznellikten uzak. Repliği olan karakterlerin sadece %30.8'i kadın. Kadın oyuncuların %26.2'si iç çamaşırlarıyla görünürken, erkeklerde bu oran %9.4 Yani kadınları soyuyor ve konuşturmuyoruz.
Türkiye'de ve özellikle Hollywood'da seri bir şekilde üretilen çoğu aksiyon, komedi, korku ya da yarış filmlerinin afişlerinden içeriğine dek şöyle bir bakacak olursak bunu daha iyi kavrayabiliriz. Mesela aksiyon filmi mi çekeceksin? Angelina Jolie ya da o tarz bir oyuncunun eline silah ver, üstüne de yırtmaç ya da jartiyer giydir ve onu pornografi düzleminde göster ve GİŞELERİ YIK!
Lütfen şu sorumu hatırlayın: “Eğer kadınlar bedenleriyle barışık olsaydı ve vücutlarını (olduğu gibi) sevseydi, kaç tane endüstri iflas ederdi?” Bu yüzden bu tarz filmlerin kadını estetik bulduğunu/sunduğunu değil, onu sömürdüğünü ve baskı altına aldığını düşünüyorum. (Artık her kanalda kıyafetleri üzerinden birbirlerini aşağılayan kızları bir düşünün. Ve o 'tarz' kızların bu vasat dizi ve filmlerde izledikleri kadın karakterlere özendiklerini unutmayın.)
Kadınlar erkek egemen düzenin dışına çıkmaya çalıştığında bile erkek egemen dilden payını alıyor. Bunu güya siyahiler ve siyahi hakları için çekilen Hollywood filmlerinde, yakışıklı beyaz adamların ya da güzel ve zengin beyaz kadınların yardıma muhtaç siyahi karakterleri kurtarması klişesi üzerinden de düşünebiliriz.
Bağımsız kadını tehdit olarak algılayan ataerkil bir sistem var. Klişe örneklerle devam edelim: Bir sinema filminde seks işçisi bir kadın varsa mesela kendinden muhakkak utanmalıdır. Ve bu filmin sonunda ona mutlaka bir erkek sahip çıkmalı; tövbe ettirip onu evinin kadını haline getirmeli ve böylece namusunu temizlemelidir. Çünkü kadın sadece evinin kadını, çocuklarının ‘kutsal’ anneleri olabilirse mutlu olabilir. Yavrum erkekler! Nasıl harikayız ama! (Bu arada bu konu hakkında biraz daha düşünmek isteyenler, "Bütün dünya fahişeleri kurtarmaya çalışıyor, ama asıl fahişeler kurtaracak dünyayı!" diyen Tuna Erdem'in şu harikulade yazısını okuyabilir: sloganbozan.blogspot.com.tr/…/fahiseleri-kurtarmaktan-vazge…)
İstatistiklere biraz daha bakacak olursak, Oscar'da oy kullananların %77'sinin erkek olduğunu, 2013'deki Akademi Ödülleri'nde 140 erkek adayına karşın 35 kadın adayın olduğunu ya da Forbes 2013 listelerine göre en çok kazanan ilk 10 kadın oyuncunun toplam kazancının 181 milyon dolar iken erkeklerin 465 milyon dolar kazandığını da görebiliriz. (Bu arada en çok kazanan kadın oyuncuların en çok soyunanlar olduğunu da belirteyim.) Ki kamera arkası da bundan farklı değil: Dizi ve film setlerinde her 5 erkeğe karşın sadece 1 kadın çalışıyor.
Sonuç olarak Foucault'nun ‘İktidar’ ve ‘Cinsiyet’ kavramlarına getirdiği yorumlara geliyoruz. Cinselliğin sadece bir neslin devamı için olmadığını söyleyen Foucault, kadınların ve eşcinsellerin tarih boyunca ikincil konumda kalmasını ataerkil düzenin iktidarıyla açıklar. Evet, iktidar disipline eder. Sinema dediğimiz şey de bir 'erkek sineması' olduğu için, kadınların onlara kodlanan eylemlerinden ve evlerinden uzaklaşıp özgür olabilmelerini mümkün kılmaz. Çünkü bunu istemez.
Bağımsız sinemayı ve bağımsız yönetmenleri tenzih eder, gözlerinden öperim! Edebiyatta olduğu gibi sinemadaki yolumu da bağımsız bir şekilde çizeceğim. Mezuniyet filmimi çekmeye başladığım bugünlerde yazarak biraz nefes alayım dedim.