20 Mart 2015 Cuma

Şehri İstiyorum!

         Sikeyim çiçeği,
         Sikeyim böceği.
            Sıkıldım bu tarladan.
            Ölücem aşırı doz doğa sevgisinden,
          organik salatalıktan, domatesten!
           
         Cennet değil; hiçbir şeyin olmadığı bir kabir azabı bu!
             İsyan yok, kavga yok, sevinç ve gözyaşları yok.
            Hayatımın çölündeyim –oysa hakkını vermeli gençliğin!

            Şehri istiyorum!
            Dönmek, defolup gitmek istiyorum artık buradan.
             Özledim şehirdeki faydasız devriye polislerini,
            trafiğe takılan ambulansları, itfaiyeleri,
            7/24 mavi-kırmızı gürültüyle yanıp sönen tüm sirenleri,
            kornaları, bağırış çağırışları…
            İşte ben bu pisliğin bağımlısıyım!

Kadıköy sokaklarında küfrederek dolanan delilerin ya da salaş rock barlarında sarhoş olup kaldırımlara kusan âşıkların,
            Cadde’de salınırken tek taşımak zorunda oldukları şeyi alışveriş torbaları olan ergen kızların,
            Taksim’de her sokak başında eylem peşinde koşan adalet savaşçılarının,
Levent’teki gökdelenlerinden kendilerini atması ya da kravatlarıyla boğması gereken brokerların, seoların, puştların,
Annelerinin iş aramaya göndermesiyle soluğu Tophane’deki kahvelerde alan ve hava kararana dek batak atan delikanlıların,
Mahkemeye götürülürken cezaevi arabasının demir parmaklı küçücük camından Boğaz’ı görmeye çalışan mahkûmların,
Gaziosmanpaşa’daki gecekonduların arasında duvarları kale kendilerini Pepe düşleyerek maç yapan çocukların,

Beylikdüzü’ndeki estetik yoksunu apartman dairelerinde iç çekişleriyle televizyonlarını zaplayan Prozac bağımlısı yeni karı kocaların,
Adalar'da kafayı çekip son vapuru kaçıran ve çarenin denize atlamak olduğunu düşünen alkoliklerin,
Dergilerdeki tekdüze modeller gibi görünmek için Nişantaşı’ndaki spor salonlarında saatlerce koşmasına rağmen hiçbir yere gidemeyen çiroz şöhret avcılarının ve
Tarlabaşı’nda kırmızı ışıkta bekleyen otobüslerin paslı egzozlarından yayılan zehirli dumanı hırkasının içine doldurarak ısınmaya çalışan mültecilerin,
İşte ben bu kâbusun bir parçasıyım!

Şehri istiyorum, yakmak için.
            Havai fişeklerle gece kulüplerini havaya uçurmak,
Bir körün kaldırımda yürürken değneğiyle çarptığı arabanın tekerleklerini sökmek,
Halkın karşısına çekilen polis barikatlarını kemik gibi faşistlerin önüne fırlattıktan sonra
Hayvanat bahçelerini, tımarhane ve hapishaneleri boşaltıp evsizlerin yaşaması için işgal evlerine dönüştürmek,
Barların önündeki sarhoş sıra kuyruklarıyla yorgun ihtiyarların emekli maaş kuyruklarının yerlerini değiştirmek,
Havasız alışveriş merkezlerindeki insanları kaçırıp gettolarda kurulan hırsız pazarlarına götürmek,
Tüm faturaları,
borç senetlerini,
hisse senetlerini,
kira kontratlarını,
vergi dosyalarını
Tinercilerin ısınmak için toplandığı bir ateş başında YAKMAK,
  Sokakları ve insanları yeniden özgürleştirmek ve
  İktidar koltuklarına garipleri ya da kedileri oturtmak için!

Ferrari’sini satan bilgeyi de sikeyim! Bana gerçek uyumsuzları verin!
Kimsesizleri, mülksüzleri, nihilistleri, yersizleri, yurtsuzları, aylakları, sürgünleri, esrikleri, eşcinselleri, huzursuz bilinçleri, anti kahramanları, başarısızları, kaybedenleri ve hiç kazanmamış olanları...

  Şehri istiyorum!
Yakmak,
Yeniden
  Var Etmek
İçin!


Aytuğ Akdoğan
"Şehri İstiyorum!"
(Mart-2015/İstanbul)