10 Aralık 2010 Cuma

Aytuğ Akdoğan - Facity -


10 Aralık Cuma - 2010 tarihi ile işte böyle görünüyorum.

---

1991; bizimkiler herhangi bir seksten farklı olarak ateşli bir seks yapmış olmalılar, akıllı bir spermdim.

1992; doğdum. Çıplaktım ve çok ağladım, pek sıradan bir girişti bana göre. Başlarda çok ağladım, en az sizler kadar ağladım, küçük ve savunmasızdım. Yürümeye başladım ardından bir gün koşmaya ve bisiklete binmeye hatta küfürler öğrenmiştim manalarından bihaber. O zamanlar kendi dünyamda takıldığım için kusursuz ve macera dolu bir hayatım vardı. Hem beş yaşındayken kim dünyayı kurtaramazdı?

Doksanlı yıllar; mutlu bir çocukluk dönemi (bugünlerdeki mutsuzluğumu geçirdiğim olağanüstü keyifli çocukluğuma bağlıyorum) arada sırada ağabeyle dövüşmeler ve anne baba tartışması fakat her akşam mutlaka kurulan çay sofrası ve yenilen bir börek. Lojmanlarda oynanan saklambaç ve hırsız polis oyunları, izlenen bir pokemon, ağıza atılan bir sakız ya da kafaya dikilen bir cipsin sonuydu en büyük mutluluklarım. Sınıfta okumayı ilk öğrenenlerdendim, beyaz ve kırmızı kurdelelerden ikisini de kapmıştım. Başta her şey güzeldi fakat bir süre sonra daha fazla okul binası ya da önlük görmek istemiyor insan.

Tulum giyer, kötü futbol oynar hep grip olurdum. Ve ben de burnumu koluma silerdim. Bunun yanında küçükken o kadar tatlıydım ki en yakın arkadaşlarım bile ileride çok yakışıklı olacağımdan korkardı. Aslında bunun üzerinde pek düşünmesekte ben ve arkadaşlarım hep bir yarış içindeydik. Aralarında en son ilk öpüşen ben olmuştum oysa. Çok okul ve çok memleket değiştirdim çünkü babam bir subaydı. Hiç dostum kalmadıysa da çok arkadaşım oldu. Bunun yanısıra liseye kadar bir kızın elini tuttuğumu anımsayamıyorum. Küçükken sahip olduğum masumluk beraberinde yakışıklı bir utangaçlığı da getirmiş olmalıydı.

İlkgençlik yılları; Olan biteni biraz anlamaya ve sorgulamaya başladığım asi yıllarım. Yavaş yavaş bölünen aileden yansıdığı belli olan huysuz ve sinirli yönlerimin oluşması, başarısız ilişki denemelerim, ilk yarattığım hayal kırıklıkları ve artık dünyadan önce kendimi kurtarma çabalarım… Yüzümde bir tane bile sivilcenin çıkmadığı ama içimde kanser gibi yayılan anlamlandıramadığım sıkıntılar ve baş ağrılarıyla uğraştığım günler… Yazarak kendimi ifade etmeye çalışmam ve kendime ses verebilmemle biraz rahatlamak istemem…

Günümüz; Hala bir çocuk ve hala eskisi kadar savunmasız. Tiyatro, kadınlar ve drama en çok ilgisini çekiyor. Çocukken olduğu kadar mutlu olmasa da en az eskisi kadar umutlu hayat hakkında. Onun için gelecek güzel gelecek ve her şey çok güzel olacak. Tanrı sevgidir.

0 yorum: